TikTok’ta karşımıza çıkan neon efektli videolar, Instagram’da hızla yayılan kaset estetiği ve kulaklarımızdan silinmeyen o synth-pop tınıları… Son zamanlarda ekranı her kaydırdığımızda karşımıza bambaşka bir dönem çıkıyor: 80’ler. İşin en garip ve bir o kadar büyüleyici kısmı ise bu akımı sırtlayanların büyük çoğunluğunun o yıllarda doğmamış bile olması. Peki, TRT tek kanalının akşam kuşağını, mahalle bakkalından alınan kasetleri veya o dönemin sokaklarını canlı canlı yaşamamış bir nesil neden bir anda 80’lere sığındı?
Sosyal Medya Neden Bir Anda 80’lerin Rengini Aldı?
Hızlı Tüketim Cehenneminden Ruhsal Bir Kaçış Limanı
Bugün parmaklarımızın ucundaki dijital evren bizi sürekli bir “tüketme” baskısı altında tutuyor. TikTok’ta 10 saniyelik videolar arasında kayboluyoruz, Instagram akışı sonsuz bir döngüde yenileniyor, Spotify’da bir şarkının nakaratına bile gelemeden “geç” tuşuna basabiliyoruz. Her şeyin bu kadar anlık, bu kadar gürültülü ve bu kadar dijital olması insan beyinini ve ruhunu kronik bir yorgunluğa (dijital tükenmişliğe) sürükledi.
İşte tam bu noktada 80’ler, günümüz insanına “yavaşlama” hakkı tanıyor. O dönem, her şeyin bir bedeli ve bir süreci vardı:
- Sevdiğiniz bir albüme sahip olmak için gidip plak ya da kaset almak zorundaydınız.
- Radyoda sevdiğiniz şarkının çlmasını saatlerce bekler, kaset çalarcılara sarılıp o anı kaydetmek için adeta nefesinizi tutardınız.
- Bir fotoğraf çekildiğinizde sonucunu görmek için filmin banyo olmasını bekler, o kısıtlı karelerin her birine değer verirdiniz.
Bugünün gençleri 80’lerin yoksulluğuna veya imkansızlıklarına değil; o dönemin “zahmetine ve dolayısıyla yarattığı değere” hayranlar. Çünkü bir şey ne kadar zahmetle elde edilirse, insanda bıraktığı iz de o kadar kalıcı olur.
Hiç Yaşamadığın Bir Dönemi Özlemek
Galler dilinde tam bir karşılığı olan ama Türkçede “hiç gitmediğin ya da artık var olmayan bir yere duyulan derin sıla ezikliği/hasret” olarak tanımlanan bir kavram vardır: Hiraeth.
80’leri canlı olarak deneyimlememiş, o dönemin siyasi çalkantılarını, sokak kültürünü ya da günlük yaşam sıkıntılarını bizzat çekmemiş bir nesil, bugün o yıllara aşırı bir nostalji besliyor. Çünkü zihin, yaşamadığı ama popüler kültür aracılığıyla “en saf ve romantik hallerini” öğrendiği o dönemi bir güvenli alan (safe space) olarak kodluyor. Günümüzün belirsizliklerle dolu ekonomik, sosyal ve dijital kaosundan kaçmak isteyenler, zihinlerinde kurdukları o idealize edilmiş 80’ler sokağına sığınıyorlar.