Geçmiş ile günümüz arasında adeta bir köprü oluşturan, pikap iğnesi plağa dokunduğu anda dinleyicisini zamanda yolculuğa çıkaran, nostalji tutkunlarının en kıymetli hazinelerinden biri olan plağın Türkiye’deki serüveninde tarihi bir yolculuğa çıkalım.
Plak Nedir?
Teknik yollar kullanılarak ses kaydı yapılan, her iki yüzeyinde de analog ses kaydı bulunan disklerdir. Plaklar, içerdiği şarkı sayısına göre Long-Play (33’lük), 45’lik ve taş plak olmak üzere üç farklı gruba ayrılmaktadır. Long-Play plakların her iki yüzüne de 9 parçaya kadar şarkı kaydedilebilmekte olup, bu plak türü bir müzik albümünün tamamını bünyesinde barındırabilmektedir. 45’lik plaklarda ise her bir yüzeyde yalnızca birer şarkı yer almaktadır. Pikap üzerinde dakikada 45 devir yaparak döndüğü için bu isimle anılmaktadır. Taş plaklar ise en eski plak türü olup 78 devir hızında çalınmakta ve sadece gramofon cihazlarında dinlenebilmektedir. Üretiminde ebonit benzeri sert bir malzeme kullanıldığından dolayı ülkemizde “taş plak” olarak bilinmektedir.
Fonograf, Gramofon ve Pikap

Fonograf, Thomas Edison tarafından icat edilmiş olup tarihte gerçekleştirilen ilk ses kaydı bu cihaz sayesinde yapılmıştır. Ses kaydetme özelliğinin yanı sıra, o dönemde üretilen plakların çalınmasında da kullanılan bu aygıtın en önemli dezavantajı, sesi yalnızca kulaklık aracılığıyla iletebilmesiydi. Bu nedenle fonograf, piyasada uzun süre varlığını sürdürememiş ve zamanla yerini gramofona bırakmıştır.

Gramofonun çalışma prensibi fonograf ile benzerlik göstermektedir; ancak gramofonda sesi duymak için kulaklığa ihtiyaç bulunmamaktadır. Fonografta karşılaşılan çatlak ve bozuk ses problemi gramofonda büyük ölçüde giderilmiş, bu sayede daha temiz ve net bir ses elde edilmiştir. Bu özelliği nedeniyle gramofon, döneminde daha fazla tercih edilmiştir. Gramofonlar yalnızca taş plakları çalabilmektedir ve maliyeti oldukça yüksektir. Pikap ise taş plakların yanı sıra 33’lük (Long-Play) ve 45’lik plakları da çalabilme özelliğine sahiptir. Gramofona kıyasla sesi daha pürüzsüz ve temiz bir şekilde iletir ve kullanım açısından daha pratiktir.
Ülkemiz Fonograf ve Gramofonla Tanışıyor

Ses ve müzik kayıt tarihimizin başlangıcının fonograf ile gerçekleştiğini söylemek yanlış olmayacaktır. Fonograf, ilk kez takvimler 1895 yılını gösterdiğinde Osmanlı Devleti’nin başkenti İstanbul’da ortaya çıkmış ve Beyoğlu’nda bulunan bir piyano satıcısının mağazasının vitrininde sergilenmeye başlanmıştır. Bu yeni teknoloji, dönemin insanları için oldukça dikkat çekici ve şaşırtıcı bir icat olarak görülmüştür. 1896 yılında ise Dellasuda Faik Paşa tarafından Beyoğlu Parmakkapı’da bulunan bir eczaneye fonograf getirilmiştir. İnsanlar bu eczaneye girerek 1 kuruş karşılığında 1 ya da 2 adet şarkı dinleme fırsatı buluyorlardı. O dönem için oldukça ilginç kabul edilen bu deneyim, insanların ses kaydı teknolojisiyle tanışmasını sağlamış ve müzik dinleme kültürünün gelişmesinde önemli bir adım olmuştur.
İlk Kayıtlar
Fonografın her ne kadar bazı dezavantajları bulunsa da sesi kaydedebilme özelliği sayesinde o dönem için oldukça büyük bir kolaylık sağlamıştı. Gramofonun kullanımının ve ulaşılabilirliğinin daha yaygın olmasına rağmen, o dönemin teknolojik şartlarında ses kaydı yapabilmesi pek mümkün değildi. Ayrıca Türkiye’de henüz bir plak fabrikasının bulunmaması ve teknik imkânların yetersiz kalması nedeniyle, fonograf aracılığıyla alınan ses kayıtları Almanya ve İngiltere’ye gönderiliyordu. Bu kayıtlar, yurt dışında plak olarak basıldıktan sonra yeniden İstanbul’a getirilerek satışa sunuluyordu. 1900’lü yılların başlarında gerçekleştirilen bu ilk plak kayıtları ise zamanla Türkçede “taş plak” adıyla anılmaya başlanmıştır.
Piyasaya Çıkan İlk Plak ve Sanatçılar
İlk plak sanatçıları arasında yer alan Tanburi Cemil Bey, Türk musikisi içerisinde son derece önemli bir yere sahiptir. 1900’lü yılların başlarında plak üreticileri İstanbul’a gelmeye başlamış, böylece plak kültürü Osmanlı topraklarında giderek yaygınlaşmıştır. 1908 yılında Odeon, 1912 yılında ise Bluementhal Plak ülkemizde faaliyet göstermeye başlamıştır. Bundan yaklaşık 5 yıl sonra ise Tanburi Cemil Bey’in ilk plak kaydı gerçekleştirilmiştir. Türk musikisinin en büyük tanbur virtüözlerinden biri olarak kabul edilen Cemil Bey, bu alanda günümüze kadar ulaşan birçok kıymetli eser bırakmıştır. Daha sonraki yıllarda basılan plakların içerikleri ise ağırlıklı olarak Karagöz oyunları, meddah gösterileri ve gazellerden oluşmuştur.
İlk plak çıkaran sanatçılara bakıldığında, Fikriye Şakrakses Hanım, Madam Eugeni, Gülistan Hanım ve Gülfidan Hanım gibi isimler ön plana çıkmaktadır. Dönemin toplumsal şartları göz önünde bulundurulduğunda, müzik sektöründe kadın sanatçıların bu denli etkin ve görünür olması oldukça dikkat çekici ve gurur verici bir tablo olarak karşımıza çıkmaktadır.
İlk Plak Fabrikası Açılıyor: Orfeon Records ve Blumenthal Ailesi

Ülkemizde plakçılık sektörüne damga vuran, birçok değerli sanatçının Türk musikisine kazandırılmasına ve tanıtılmasına öncülük eden ilk Türk plak fabrikası Orfeon Records olmuştur. Orfeon Records’tan bahsederken, ismi “Çiçek Vadisi” anlamına gelen Bluementhal ailesini anmadan geçmek mümkün değildir. İlk dönemlerde taş plak basımlarını Almanya’da gerçekleştiren Bluementhal ailesi, 1912 yılında İstanbul’un Feriköy semtinde Orfeon Records’u kurarak Türkiye’de plak üretimi adına çok önemli bir adım atmıştır. 1926 yılına kadar faaliyetlerini sürdüren bu plak fabrikası ve stüdyo, Tanburi Cemil Bey gibi Türk musikisinin önemli isimlerini piyasaya kazandırmış ve dönemin müzik kültürünün gelişmesinde büyük rol oynamıştır. Daha sonra Orfeon Records ve bünyesindeki stüdyo, Columbia Records tarafından satın alınmıştır. Bir süre daha bu şekilde üretim faaliyetlerine devam eden şirket, Yeşilköy’de Gramofon Fabrikası’nın kurulmasının ardından faaliyetlerini sonlandırarak kapanmıştır.
İkinci Plak Fabrikası: Gramofon Türk Limited Şirketi

Orfeon Records her ne kadar Türkiye’de müzik sektöründe çığır açmış olsa da, bu döneme damgasını vuran bir diğer önemli merkez Yeşilköy’de kurulan plak fabrikası olmuştur. The Gramophone Company, Türkiye’de bir plak şirketi kurmaya karar verdiğinde Sahibinin Sesi firmasıyla ortaklık kurmuştur. Daha sonra Nobert Şor ve Aram Gesaryan ile birlikte Gramofon Türk Limited Şirketi kurulmuştur. Bu fabrika yalnızca plak üretimi yapmakla kalmamış; aynı zamanda müziklerin, saz eserlerinin ve şarkıların plağa kaydedilmesiyle ilgili teknik süreçlerle de ilgilenmiştir.
Burada üretilen plaklar sadece Türkiye’de satışa sunulmamış, aynı zamanda Musul, Beyrut, Kıbrıs, Arnavutluk, Yunanistan, Avrupa ve Amerika gibi birçok bölgeye de gönderilmiştir. Ancak dönemin teknolojik imkanlarının yetersiz oluşu, kayıt alma sürecini oldukça zorlaştırıyordu. Fabrikada kullanılan mikrofonlar en ufak dış sesten, hatta rüzgar sesinden bile etkilenebildiği için yapılan kayıtlar kolayca bozulabiliyordu. Üstelik kayıt tamamlandıktan sonra onu dinlemek bile mümkün değildi; çünkü kaydı dinlemek için yapılan işlem, mevcut kaydın yeniden bozulmasına neden olabiliyordu.
Tüm bu teknik zorluklara rağmen Yeşilköy Plak Fabrikası, 1963 yılına kadar 78 devirli yani taş plak üretimini sürdürmüştür. Bu tarihten sonra taş plak üretimi bırakılmış ve 45’lik ile 33’lük plak üretimine geçilmiştir. 1973 yılında üretimin tamamen durmasına kadar sektöre hakim olmuş, ülkenin en etkili plak firmalarından biri haline gelmiştir. Gramofon Türk Limited Şirketi’nin plak üretimi 1971 yılında bir milyon adedin üzerine çıkmıştır.
Türkiye’de Plağın Altın Dönemleri
1940’lı yıllarda İkinci Dünya Savaşı’nın beraberinde getirdiği ekonomik sıkıntılar, müzik sektörünü de olumsuz yönde etkilemiştir. Savaşın oluşturduğu ekonomik baskılar nedeniyle hükümet tarafından uygulanmaya başlanan “Varlık Vergisi”, plak şirketlerini de ciddi ölçüde zor durumda bırakmıştır. Bu süreçte birçok plak firması maddi sıkıntılar yaşamış ve sektör eski hareketliliğini büyük ölçüde kaybetmiştir. Ancak 1950 yılına gelindiğinde, Grafson firmasının yerli sermaye ile Türk müzik piyasasına giriş yapmasıyla birlikte plak sektörü yeniden canlanmaya başlamıştır. Bu dönemden itibaren radyo istasyonlarının da yaygınlaşmasıyla birlikte yayınlarda Türk musikisine daha fazla yer verilmeye başlanmış, böylece plak ve müzik sektörü yeniden hareketli ve üretken günlerine dönmüştür.

Koca Bir Devrin Çöküşü: Kasetler Plaklara Karşı
1970’li yılların sonlarına kadar plak endüstrisi en görkemli ve en parlak dönemlerini yaşamıştır. Ancak 1980’li yıllara gelindiğinde, gurbetçi işçilerin Türkiye’ye teyp ve kaset getirmeye başlamasıyla birlikte hem ses kayıt teknolojisi hem de müzik dinleme alışkanlıkları büyük ölçüde değişime uğramıştır. Bu dönemde “kasetçilik” adı verilen yeni bir sektör ortaya çıkmış ve birçok müzik firması faaliyetlerini bu alana yönlendirmeye başlamıştır. Kasetlerin, plaklara kıyasla daha düşük maliyetli olması ve çok daha kolay kayıt yapılabilmesine imkan tanıması nedeniyle kısa sürede büyük ilgi görmüş, böylece kaset dönemi hızla yükselişe geçmiştir. Kaset döneminin en önemli firmalarından biri olan Raks ise 1979 yılında boş kaset, 1980 yılında ise dolu kaset üretimine başlayarak sektörün en güçlü isimlerinden biri haline gelmiştir.

Ferdi Özbeğen ve Ümit Besen ile büyük bir yükseliş yaşayan kaset sektörü, daha sonraki yıllarda İbrahim Tatlıses’in çıkardığı Mavi Mavi albümüyle yaklaşık 2 milyon satış rakamına ulaşarak dönemin en büyük başarılarından birine imza atmıştır. Bunun yanı sıra Sezen Aksu da çıkardığı albümlerle satış rekorları kırmış ve kaset döneminin en etkili isimlerinden biri olmuştur. Kasetin ardından CD teknolojisinin devreye girmesiyle birlikte plak sektörü büyük ölçüde gerilemiş ve zamanla üretim neredeyse tamamen sona ermiştir. Plak dönemine ait albümlerin CD formatına aktarılması sayesinde müzik, çok daha geniş kitleler için ulaşılabilir hale gelmiştir.
Öte yandan bu süreçte plak koleksiyonculuğu da hız kazanmaya başlamıştır. Taş plak koleksiyonerleri, 45’lik plak biriktirenler ve LP tutkunlarının sayısı giderek artmıştır. Plak meraklılarının oluşturduğu bu ilgi sayesinde yalnızca plak satışı yapan mağazalar yeniden açılmış ve plak kültürü farklı bir boyutta yaşamaya devam etmiştir. Zaman içerisinde CD’ye olan ilgi de azalmış, teknolojinin gelişmesiyle birlikte internet üzerinden müzik dinleme alışkanlığı yaygınlaşmıştır.
Birçok savaşa tanıklık eden, farklı dönemlerin ekonomik ve teknolojik zorluklarıyla mücadele eden plak sektörü, zaman zaman büyük çöküşler yaşasa da tüm bu zorluklara rağmen ayakta kalmayı başarmıştır. Günümüzde ise yalnızca dünyada değil, Türkiye’de de plak üretimi yeniden ilgi görmeye başlamıştır. Pek çok sanatçı albümlerini tekrar plak formatında piyasaya sürmekte, bu albümlerle birlikte yükselen nostalji rüzgarı dinleyiciler üzerinde büyük bir etki yaratmaktadır.